Profesyonel sporlarda kaliteli kötü karakter eksikliği yaşanıyor
Profesyonel spor dünyasında klasik anlamda tam anlamıyla kötü karakter olabilen figürlerin eksikliği hissediliyor. Tyson Fury ve Ben Whittaker gibi isimler bu rolü üstlenmeye çalışsa da yetersiz kalıyor.

Profesyonel spor dünyasında her zaman kötü adamlar oldu ve olmaya devam edecek. La Dodgers ve Colby Covington gibi ayrıcalıklılara, Deshaun Washington veya Draymond Green gibi ahlaki açıdan sorunlu isimlere ya da Aaron Rodgers ve Novak Djokovic gibi kibirli gevezelere her yerde rastlamak mümkün. Ancak eksik olan şey, klasik anlamda tam anlamıyla birer kötü karakter olabilen figürler.
Son dönemde dikkatleri üzerine çeken Tyson Fury, kendisini ukala ama sevimli bir anti-kahraman olarak pazarlamaya çalışıyor. Kadınlar ve azınlıklar hakkındaki geçmişteki rahatsız edici açıklamaları ile Daniel Kinahan ile olan bağlantıları bir yana bırakılsa bile, trash-talk yeteneğinin olmaması bu imajı zedeliyor. MMA dünyasında da durum farklı değil. Bir zamanlar Chael Sonnen yüksek kaliteli esprileri ve karizmasıyla bu işi ustalıkla yaparken, günümüzde Josh Hokit veya Sean Strickland gibi isimler sosyal medyada sanat kaygısı taşımayan ucuz provokasyonlarla yetiniyor.
Ben Whittaker ise bu durumun boks tarafındaki en net örneği. Eddie Hearn tarafından parlatılmaya çalışılsa da, hakem kayırmaları, baskı altında yaşanan patlamalar ve kişilik eksikliği ile dikkat çekiyor. Roy Jones Jr. veya Larry Bird gibi isimlerin yaptığı gibi tehlike unsuru barındırmayan gösterişli hareketler, ringde zayıf eşleşmeleri gözler önüne seriyor. Whittaker'ın bu saatten sonra yapabileceği en mantıklı şey, bu durumu kabullenip kaliteli bir kötü karakter rolüne bürünmek.


